Kalenderîler ve Fâtih Sultan Mehmed
Kalenderilik Nedir? Kalenderiyye Nasıl Var Olmuştur?
0 0
Read Time:17 Minute, 37 Second

 Fx ve Blue TV de gösterime giren Alef dizisi, poliseye gizemleri ile izleyicileri de içine çekiyor. 4. bölümü yayınlanan dizide Kalenderilik konusunun işlenmesi ve Üniversitede öğretim üyesi olan bir öğretmenin ve ailesinin kalenderilik hakkında bilgi sahibi olması alışılmışın dışında bir hikaye oldu.

Kalenderilik Akımının, Osmanlı Devleti ile ilişik olması beni Kalenderiyye Nedir? Kalenderilik Nedir? gibi soruları araştırmaya itti.

Hiç şüphesiz hepimiz tarihimizi, üzerinde bulunduğumuz coğrafyayı merak ediyoruz. Bazen oturup düşünüyoruz, şu üzerinde bulunduğumuz toprak,  ne hayatları barındırdı, bu Şehr-i İstanbul uğruna ne hayatlar son buldu.

Kimler kimler kuşattı da Fatih Sultan Mehmet ‘e yar oldu, şu koca İstanbul diye içimizden geçiyordur mutlaka. Sizlerinde bu yazıyı okuyor olduğunuzu düşündüğümüzde, tıpkı benim gibi bu konuyu merak ettiğinizi düşünüyorum. Ben tüm detayları araştırdım, inceledim.

Kalabalık ve gereksiz bilgiyi sizin için sentezleyerek Kalenderilik hakkında bir özet oluşturdum.

Kalenderi Dervişler
Kalenderi Dervişler

Kalender Nedir?

Kalender (Arapça: قلندر), mala, mülke ve şöhrete önem vermeyen, toplumdan önemli ölçüde kendilerini  soyutlayarak tecrit etmiş, kanaat anlayışına sahip, belirli bir tarikata bağlı olan yada olmayan Sufi dervişlerdir,

Sufi dervişlerine kalender de denilmektedir. Orta Asya, Hindistan ve Pakistan’da çoğunlukta oldukları görülür.

Lal Şahbaz Kalender, Bu Ali Şah Kalender ve Şems Ali Kalender gibi önemli kalender isimlere mutlaka rastlamışsınızdır.

Kalenderilik Nedir?

Kalenderilik, 10. yüzyılda İran’da, Horasan Melametiliği’nden kaynaklanan bir sufilik akımı olarak ortaya çıkan 12. yüzyılın sonunda Cemaleddin-i Savi adlı İranlı bir sufinin çabaları ile Orta Doğu’da ve Orta Asya’da geniş taraftar toplayan bir tasavvuf akımıdır.

Kalenderîlik ya da Kalender’îyye 0. yüzyılda İran’da, Horasan Melametiliği’nden kaynaklanan bir sufilik akımı olarak ortaya çıkan 12. yüzyılın sonunda Cemaleddin-i Savi adlı İranlı bir sufinin gayretiyle teşkilatlanarak Orta Doğu’da ve Orta Asya’da geniş taraftarlar toplayan bir tasavvuf akımıdır.

Kalenderîler, mala, mülke ve şöhrete önem vermeyen, toplumdan önemli ölçüde kendilerini tecrid etmiş, kanaat anlayışına sahip bir topluluktu.

Kalenderilik, yaşadığı toplumun nizamına karşı çıkararak dünyayı kaile almaya değer görmeyen ve bu düşünce tarzının günlük hayat ve davranışlarıyla da açığa vuran tasavvuf akımıdır.

Kalenderîlik söz konusu mistik temelini ve sosyal niteliğini tarihî akış içinde İslâm dünyasının çeşitli yerlerinde ve değişik zamanlarda yeni unsurlarla zenginleştirerek geliştirmiş ve hep muhalif bir çevre olarak süre gelmiştir.

"ZİKİR KALBİN ÇAĞRISIDIR."
“ZİKİR KALBİN ÇAĞRISIDIR.”

Kalenderiye Tarikatı Nedir?

Kalenderiye Tarikatı (fars. kalenderi’den, kalenderiyye) olarak geçiş yapmıştır. Din, dünya malına, gösterişe önem vermeyen bir islâm tarikatı olarak bilinmektedir. Kimin tarafından, ne amaçla kurulduğu kesin olarak bilinmemektedir.

Kalenderiye Tarikatını XII. yy. sonlarında şeyh Cemaleddin-i Sâvî’nin belli bir düzene koyduğu, genel kurallarını ortaya attığı ileri sürülür. Bazı kaynaklar da ise daha önce Ebu Hafs el-Haddad, Hamdûn-i Kassar, Ebu Said E-bülhayr gibi melâmi sofilerinin «her türlü kural ve bağlantıdan kopmuş, canının istediği gibi yaşayan, gösterişe, giyim kuşama önem vermeyen» anlamına gelen kalenderce yaşayışlarından dolayı bu adı aldığını ileri sürerler.

Kalenderilik ve Türkler Nasıl Müslüman Oldu?

Türkler nasıl müslüman olmuştur sorusu yıllar yılı talas savaşı sonrası toplu olarak islamiyete geçildiği şeklinde anlatıla gelmiştir. Türkler Araplardan değil farslardan islamiyeti öğrenmiştir.

İslamiyetin Türkler içerisinde yayılması sürecinde ise tarikatların ve tasavvufun önemli etkileri olmuştur. Ahmet Yesevi, Hacı Bektaşi Veli, Yusuf Hamedani gibi insanlar geniş Türk kitleleri içinde islamiyetin yayılmasını sağlamıştır.

Özellikle Anadoluda ve Türkiye’de islamiyet çeşitli yorumlarla çeşitli islami gruplarca yayılmıştır. Alevilik, yesevilik, nakşibendilik, kalenderilik gibi tasavvuf anlayışları islamiyetin göçebe türkler arasında yayılmasını sağlamıştır.

Müslüman türkler bu dönemden sonra türkmen olarak anılmışlardır.

Şeyhü’l-Ekber Muhyiddîn İbnü’l-Arabî
Şeyhü’l-Ekber Muhyiddîn İbnü’l-Arabî

Kalenderilik ve Kalenderi  Nasıl Oluşmuştur?

Kalenderiliğin Kökeni Nedir?

Hint ve Yunan felsefeleri ile Budist, Zerdüştî ve Maniheist düşüncelerin İslami çerçevede yorumlanması gibi farklı etkenler altında olan Bâyezid-i Bistâmî, Cüneyd-i Bağdadî ve Hallâc-ı Mansur gibi tasavvufçuların düşünme ve yaşama biçimlerinden ortaya çıkan,

Melamiliğin bir kolu olarak şekillenen bir tasavvufi düşünce, tarikat ve yaşama biçimi olarak nitelendirilmiştir kalenderilik.

Melâmetîlik,  Arap asıllı olmayan Müslümanları asil ve asıl Müslüman olarak görmeyen ve onlara “mevali” nazarı ile bakan Emevilere tepki olarak Mevali tabakasına mensup esnaf kesiminin mistik hareketi olarak ortaya çıkmıştır.
 Kalenderîler Abdâlân-ı Rûm yahut Rum Abdalları adıyla da anılmıştır, mala mülke ve şöhrete önem vermeyen, toplumdan kendilerini tecrid eden kanaat anlayışına sahip bir topluluk olmuşlardır.
Hayat tarzları ve dış görünüşleri ile gezgin Budist, Zerdüşti ve Maniheist rahiplere benzeyen “Şâh-ı Merdan aşkına!”  demekten hoşlanan;  Haydarîler,  Camiler, Şemsîler, Nîmetullâhî ve Torlaklara verilen genel bir isimdir.

Kalenderilik tasavvufi bir itikattır.

Kalenderîlik zühd ve takvâya değil de cezbeye önem veren yaşama bağlı, sosyal adaletsizliklere duyarlı, kaybedecek bir şeyi olmadığı için gördüğü yanlışları eleştirmekten çekinmeyen İslâmi tasavvuf inancına sahip bir itikat olarak ortaya çıkmış ve benimsenmiştir.
Dünya nimetlerine tamaah etmemek anlamına gelen “fakr” ve insanlardan uzak, bekâr bir yaşam sürmek demek olan “tecerrüd,”  ilkelerine sahip olan kalenderiler, bu niteliklerin insanı olgunlaştıracağını düşünmüşlerdir.
Bir simge olarak seçilen “Kalender” kelimesi de, “kaf” harfi “kana‘at”i, “lam” harfi “lutf”u, “nun” harfi “nedameti”, “dal” harfi “delalet”i, “ra” harfi de “rü’yet”i temsil ediyordu.
Bir acaip derde düştüm herkes gider karına
Bu gün buldum bu gün yerim Hak getirsin yarına
Zerrece tamahım yoktur bu dünyanın varına
Rızkımı veren Hüda’dır kula minnet eylemem  
    Kul Nesimi
KALENDERİYYE
KALENDERİYYE

KALENDERİYYE

About Post Author

BakBuTREND

BakBuTREND en güncel bilgi platformu
Happy
Happy
0 %
Sad
Sad
0 %
Excited
Excited
0 %
Sleepy
Sleepy
0 %
Angry
Angry
0 %
Surprise
Surprise
0 %
Derviş Aynası Nedir?
Derviş Aynası Nedir?
0 0
Read Time:4 Minute, 13 Second

Alef dizinde konu olan Derviş Aynası, herkes için merak konusu oldu. Seyirciyi ekranları başına kilitleyip gizemli bir yolculuğa sokan Alef Dizisi, bir sahnede yer alan derviş aynasını zihinlere kazıdı. Peki Nedir Bu Derviş Aynası?

Tarihin çeşitli dönemlerinde yazılı çalışmalarda tasavvufi bir sembol olarak ayna kelimesi “ayine, mir’at” olarak pek çok kaynakta kullanılmıştır, ancak bu sembolün ifade ettiği manalar pek çok kasidenin ve manzumenin anlatımında derinlemesine incelenmiştir. Yani biz sizlere Derviş Aynası hakkında ancak kısaca bir bilgi vereceğiz.

Derviş Aynası Nedir?
Derviş Aynası Nedir?

Derviş Aynası Nedir?

Ayna, tasavvuf düşüncesinde, Allah’ın göstergesi olan âlemin; bütün âlemlerin dolayısıyla Allah’ın görüntüsü olan insanın sembolü olarak kabul edilir . İnsanın, insan-ı kâmilin, müminin kalbi Allah’ın görüntüsünün meydana geldiği bir aynadır.

BluTV ve FX ‘te yayınlanan Polisiye ve gerilim türündeki, başrollerinde Kenan İmirzalıoğlu, Ahmet Mümtaz Taylan ve Melisa Sözen yer aldığı “ALEF” dizisindeki anlamına göre Derviş Aynası dizinin konusuna göre Kalenderilik ‘e  bağdaştırılmaktadır.

Kalenderilik Ne Anlama Gelir? Kalenderilik Nedir?

Kalenderîlik ya da Kalender’îyye 10. yüzyılda İran’da, Horasan Melametiliği’nden kaynaklanan bir sufilik akımı olarak ortaya çıkan 12. yüzyılın sonunda Cemaleddin-i Savi adlı İranlı bir sufinin gayretiyle teşkilatlanarak Orta Doğu’da ve Orta Asya’da geniş taraftarlar toplayan bir tasavvuf akımıdır.

Kalenderilik hakkında daha fazla bilgi almak için Kalenderilik (Kalenderiyye) Nedir? başlıklı yazımızı okumanızı tavsiye ederiz.

Kalenderilik Akımı
Kalenderilik Akımı

Dizideki işleyişe göre tarif etmeye çalışacak olursak halk olarak bizlere anlatılmak isteneni ayna metaforu ile ufkumuzu açacak şekilde vermiş olan iki şahsiyeti rehber edinmekte ve onların bu konuyu yorumlamasını anlamakta fayda vardır.

Ayna, vahdet-i vücûd düşüncesinin içerdiği çoğu problemin çözümünde ve bu çözümün ifadesinde çok önemli bir yere sâhiptir.

Derviş Aynası neyi ifade etmektedir?

İmam Gazzâlî (ö.505/1111 ve Şeyhü’l-Ekber Muhyiddîn İbnü’l-Arabî (ö.638/1240). )

Ayna, genelde Müslüman’ın, özelde de sûfînin sadece kalbini simgeleyen bir metaforken, İmam Gazzâlî (ö.505/1111) ile birlikte sûfînin yaratıcısı ile yaşadığı mistik birlik (vahdet) hâlini de ifâde eder bir tarza bürünmüş, felsefî anlamda da en gelişkin seviyesine kavuşmuştur.

Gazzâlî, mistik birlik hâlinde yaşanan tecrübenin tam bir birlik değil de ona benzer bir durum olduğunu anlatabilmek için, ayna-sûret (aynadaki görüntü) metaforuna başvurmuştur.

İmam Gazzali
İmam Gazzali

Aynadaki görüntünün bir yönüyle aynaya bitişik ve neredeyse aynayla özdeş ve diğer yönüyle de aynadan başka olması gibi sûfînin varlığı da bir bakıma Hak ile özdeş, bir bakıma da Hak’tan başkadır.

Gazzâlî’nin bu alanda mîras bıraktığı birikimi daha da geliştirerek, sonradan kendine izâfe edilecek olan ve sistematik temellerini attığı vahdet-i vücûd düşüncesinin ana unsurlarını anlatmak için ayna metaforuna çokça başvurmuştur.

Bu bağlamda o, ayna metaforunu, Allah–insan özdeşliğini değil, Allah ile insan arasında aynı anda var olan özdeşlik/ayniyet ve başkalık/gayriyet ilişkisini göstermek amacıyla kullanmıştır.

Şeyhü’l-Ekber Muhyiddîn İbnü’l-Arabî
Şeyhü’l-Ekber Muhyiddîn İbnü’l-Arabî

Derviş Aynası Neyi Temsil Eder? Derviş Aynası Neyi Temsil Eder?

Derviş Aynası = Allah – Alem İlişkisi

Alemin ayna üzerinde yansıtılan bir zahir olduğu metaforu üzerinden yola çıkacak olursak. Örneğin; bir odanın  baştan başa parça parça ayna ile döşendiğini varsayalım. İçeriye giren bir insanın her bir ayna parçasında farklı  farklı görüntüleri yansıyacaktır.

Derviş Aynası - Ayna ve İnsan
Derviş Aynası – Ayna ve İnsan

O an odada milyonlarca insan varmış gibi gelsede gerçek şu ki içeride tek bir insan var. Ayna parçalarının durumu değiştirerek başkalaştırıyor.

Burada oda dünyayı, aynalar insanları ve sair objeleri, insan ise Allah’ı karşılamaktadır. Tek ve bir olan Allah, sıfatlarını yaratılmış tüm objeler üzerinde yansıtmıştır.

”Görünenden görünmeyene ulaşma” şeklinde kalıplaştırılmış bir düşüncenin ifadesidir. Esasen sûfîlerin sıklıkla dile getirdikleri “Kendini bilen Rabb’ini bilir” cümlesi, “Görünenden görünmeyene ulaşma” yönteminin alt anlamıdır.

Derviş Aynası = İnsan, İnsan-ı Kamil

Şüphesiz insan ilahi bir numunedir. İlâhî tecellîlerin yansımalarını en mükemmel şekilde alıp en açık ve kusursuz bir şekilde gösterecek olan tek şey de aynadır, ve bu âlem üzerinde ancak insandır.

Alemlerden her bir varlık, Cenâb-ı Hakk’ın tecellîlerini yansıtan birer ayna olmakla birlikte, bunlar tam anlamıyla cilalanıp parlatılmış kusursuz aynalar değildir.

Derviş Aynası = İnsan, İnsan-ı Kamil
Derviş Aynası = İnsan, İnsan-ı Kamil

İşte söz konusu ilâhî tecellîleri, engelsiz gören ve pürüzsüz/tertemiz bir ayna gibi en mükemmel biçimde yansıtan varlık, insan-ı kâmildir.

Bu durum, bir aynanın ışığının, ona paralel duran başka bir aynaya yansımasına benzer. Tıpkı bunun gibi, ilâhî isimlerin a‘yân-ı sâbitedeki ve ezelî ilimdeki hakîkatleri, varlık alanında en mükemmel şekilde ancak insan-ı kâmil aracılığıyla ortaya çıkmıştır.

Derviş Aynası =  Kalp, Gönül, Ruh

Derviş Aynasının işe yarar olaması için, cilâlı olması gereklidir. Eğer alem bir ayna ise, onun aynası da kuşkusuz insandır. Öyleyse insan aynasının cilalı ya da paslı olmasından söz edilebilir.

Bir şeyin cilalanması ve kirden, pastan arındırılması, çeşitli riyazet ve mücadelelerle kalbin arındırılmasını ifade etmektedir.

Derviş Aynası =  Kalp, Gönül, Ruh
Derviş Aynası =  Kalp, Gönül, Ruh

Kalp bir aynadır ve bu aynanın görüntüyü iyi yansıtabilmesi için her türlü kirden, pastan temizlenmiş olması icap etmektedir. Pas ve kir; sûfîlerin dünya ilgileri (mâsivâ) dedikleri, kalbin Allah’tan başka şeylere ilgi duymasıdır.

 

About Post Author

BakBuTREND

BakBuTREND en güncel bilgi platformu
Happy
Happy
0 %
Sad
Sad
0 %
Excited
Excited
100 %
Sleepy
Sleepy
0 %
Angry
Angry
0 %
Surprise
Surprise
0 %