Saf Huzur Nedir?

Güç delisi politikacıların aksine sadece huzur istiyoruz. Mutlu olmak da değil aslında istediğimiz. Sadece kaslarımızın gergin olmaması, stresli olmamak, huzurlu olmak… Ama olamıyoruz, çünkü çok şey biliyoruz, çünkü yasak elmadan yedik bir kere…

Huzur Nedir?

Huzur‘u, yaşamımızdaki sakinlik, dinginlik ve düşüncelerimizin rahatlığı olarak tanımlayabiliriz. … Huzur, mutluluk ve iyi hissetme bu olaylarla nasıl yüzleştiğimiz ve baş etmeye çalıştığımız ile ilgilidir.

Mutluluk:bütün özlemlere, bütün isteklere eksiksiz bir biçimde ve sürekli olarak erişilmekten duyulan kıvanç durumu. huzur:insanın içinde duyumsadığı rahatlık duygusu, gönül rahatlığı, iç rahatlığı, baş dinçliği, rahatlık içinde bulunma durumu, dinginlik, çekişmesizlik.

Mutluluk, “Bütün özlemlere eksiksiz ve sürekli olarak ulaşılmaktan duyulan kıvanç durumu, mut, olgunluk, kut, saadet, bahtiyarlık” olarak tanımlanabilir. Huzur ise, “Dirlik, baş dinçliği, gönül rahatlığı, rahatlık, erinç”tir. Tanımlardan da anlaşılacağı gibi huzur ve mutluluk iç içe iki işlevdir.

Saf Huzur Nedir?

Sizlere huzurun en saf halini anlatmaya çalışacağım. Saf huzuru, yani hiçliği. Dünyaya geldiğimiz andan itibaren 5 duyu organımızla zihnimize bir bilgi bombardımanı gelmeye başladı. Daha fazla bildikçe daha fazla sogulamaya başladık. Bebekken nesneleri tanımlayabilmek için ağzımıza soktuk. Çocukken olayların arka yüzünü de bilebilmek için (olayın sadece oluşu bize nedense yetmedi) sürekli “Neden?” sorusunu sorduk ebeveynlerimize. Öyle sihirli bir kelimeydi ki bu neden kelimesi, sonsuza dek sorabilirdik bize her seferinde cevap verilse bile.

Büyüdükçe bildiklerimiz sadece daha fazla soru ve sorun yarattı. Bazı insanlar bildikleri yüzünden öldürüldü, bazıları da bildiklerini referans alarak öldürdü. Bu gün geldiğimiz son noktada ise dünyanın şu durumu, tarihi; sadece insanoğlunun aptallığı ve vahşetiyle akılda kalıyor. Doğan, başkalarına hizmet eden ve ölen canlılar olarak hayatımız boyunca acı çekiyor, çekilen acılara seyirci kalıyoruz. Peki huzuru nasıl bulacağız böyle bir ortamda?..

İnsanoğlu pratik zekalıdır. Sorunlar çoğaldıkça umursamamaya başladık, yanımızda insanlar katledilirken eğlencemize devam ettik. Aynı sokaktaki düğünlerin ortasından cenazeler geçti. İnsanlar aldatarak, sömürerek başkalarını kullandıkça biz de başkalarını kullandık. Erdem artık modası geçmiş bir kavramdı, yerine daha “pratik” kavramlar ürettik.

Dinlerimize sarıldık, çünkü yaptığımız kötülüklerin üstünü örtecek bir toprak lazımdı. Altımıza lüks jipler çektik, aslında hiç gereği olmayan büyük evler aldık, oysa atalarımız bizi bu günlere göçebe çadırlarda kalarak getirmişlerdi. Tek bir çadır insana yetiyorken tripleks villalar aldık. Tüm bunları yaparken bir yandan dinimizden olmayanları dışladık, sözde dinimize sahip çıktık. Oysa dünyadaki en ilkel kabile dininden en çok üyesi olan dine kadar hiçbirinde kendinizi lükse boğun demez, tam aksine din tamamen materyalizm karşıtıdır.

İnsanı özüne, maddi olmayana, bedeninin dışına çıkmaya işaret eder. O nedenle ritüelleri vardır. Maddeye bağımlı olmayan bir yaşam tarzını öğütler, ama insanoğlu olarak dinleri de tüketim malzemesi yaptık. Riyakarlığımızı onlarla örtpas ettik. Para kazanmalısın dedik, oysa para insanı maddeye köle etmek için hususi olarak üretilmiş bir araçtı. Aslolan özümüzü unuttuk.

Özümüzü Unutmak?

Kısaası insanoğlu huzuru aramadı, kendi huzurunu kendi yarattı. El yapımı huzur da bu kadar oldu. Oysa huzur, onun için birşey yapmayı gerektirmiyordu. Zaten doğmadan önce huzurluyduk. Hem de saf huzur. Çünkü henüz elmadan yememiştik, hiçtik, hiçliğin bilgisinden başka bilgi yoktu. Bir zamanlar yoktunuz, yok olduğunuz zamanları düşünün. Siz öldükten sonraki zamanları düşünün. Ne kadar huzurluydu ve yine huzurlu olacak. Vergi ödemek yok, birkaç kuruş para için başkasına köle olmak yok, sokakta kalmak yok, stres yapacağın bir şeyler yok… Saf huzur var…

Saf huzur dünyada olmadığımız zamanlardır. Hiç olduğumuz ya da her şey olduğumuz zamanlar. Bir zamanlar hiçtik, ya da her şey. Çünkü; Her şey=Hiçbir şey Bir “zamanlar” zaman da yoktu. Geçmişe üzülecek, geleceğe kaygılanacak bir zaman da yoktu. Çünkü geçmiş de yoktu, gelecek de yoktu, şu an beyin hücreleriniz arasındaki sinapsislerinizden geçen elektrik akımı da yoktu, düşünce yoktu, söz yoktu, sadece karanlık vardı… hatta belki o da yoktu, çünkü renkler de yoktu.

Yokluğu düşünmek çoğu insana huzursuzluk verir ama aksine huzurun ta kendisidir. Eğer bir gün size ölmeyi mi isterdiniz yoksa yok olmayı mı diye sorulursa hiç tereddüt etmeden yokluğu seçin. Çünkü her ne kadar cennet ve cehennemde de vergiler, faturalar, sinir stres yoksa da, sonuçta sonsuza dek yaşama fikri biraz ürperticidir… Cehennemde yanmak, herhangi bir sorumluluk yüklemediği için huzurludur, sadece yanarsınız başka işiniz yoktur. Cennete gününü gün etmek de herhangi bir sorumluluk olmadığı için huzurludur. Fakat sonsuza dek yanmak ya da cennete yaşamak sıkıcı olurdu. Cenneti de cehenneme çevirebilirdi. Nitekim bu gün çok yüksek refah düzeyinde olan İsveç ve Norveçte en yüksek intihar oranları görülmekte. Çünkü her şeye sahip olmak = Bir yaşama amacına sahip olmamak.

Saf Huzuru Aramak

Tüm bu perspektiflerin bizi getirdiği nokta hiçliğin saf huzurdur. İnsanoğlu ya mücadele etmek ister tüm mazoşist, acı severliğiyle hayatta bir varlık edinmek ister, bu varlığı esnasında başarıları olur, ki başarı aslında başkasının başarısızlığıdır, yani başkalarına acı çektirir, ya da mücadelesinde başarısız olur ve acı çeker, yine de vaz geçmez. Çünkü acı, var olduğunun hissetmenin en net yoludur. Canın acıyorsa, varsındır. Peki insan neden bu denli var olmak ister? Neden varlığı için ailesin, tanrısına şükürler eder? Yok olmak, hiç varolmamış olmak daha iyi değil midir? Yoksa insan dünyadaki bu acı çekme ve acı çektirme tiyatrosundan hoşlanır mı?

Dünyanın vahşeti bu günlerimizde daha derinden hissedilirken insan oğlunun varlığı için şükretmesi, aslında insanın huzuru aramadığını gösterir. Huzur değil aradığımız, bir amaç. Teröristler kitaplara bakıp kendilerine bir amaç biçerler, katil devletler kendi kitaplarına bakıp kendi amaçlarını biçerler. Biz halk kitleleri bu acımasız amaçları izler ve dökülen kanda boğuluruz ama yine de varlığımıza şükrederiz. İyi ki doğdun deriz, iyi ki doğmuşuz…

Saf Huzur Yokluktur

Saf huzur yokluktur, saf huzur bu dünyada olmamaktır, saf huzur bu zamanın dışına çıkmaktır, saf huzru zamandan münezzeh olan yaşar, saf huzru muhtemelen tanrı ve melekleri yaşar, saf huzur henüz kendi varlığını hissetmemiş canlılar yaşar. Çünkü kendi varlığını hissettiği anda insan yaratma ve yoketme potansiyeline sahiptir. Ve dünya tarihi ikincisinin daha çok kullanıldığını gösterir…

İç karartıcı yazı için özür dilerim, lakin bazen sadece hayal kurmadan gerçeğe en çıplaklığıyla bakmak gerekir. Sadece bakmak bazen her şeyin görülmesi için yeterdir.

1. Nefes almanın gücüne inanın

Nefes, hayatın kaynağıdır. Ancak günlük hayatın koşturmacası içinde pek çoğumuz nefese gereken önemi vermeyiz. Derin ve telaşsız nefesler almak size evren ve doğayla bütünleştiğinizi hissettirecek ve gün içinde daha paylaşımcı bir ruh halinde kalmanızı sağlayacaktır.

2. Oyun oynayın

Bir çocuğa baktığınızda; mutluluk, kahkaha, doğallık, iç huzuru ve samimiyet görürsünüz. Siz de fiziksel ve ruhsal bütünlüğünüzü en az bir çocuğunki kadar güçlü kılmak istiyorsanız, yaşınız kaç olursa olsun oyun oynamayı hayatınızdan eksik etmemelisiniz. Ayrıca oyun oynarken vücudunuzda gerçekleşen kimyasal tepkimeler, bağışıklık sisteminizi ve hafızanızı korur.

3. Meditasyon yapın

Meditasyon yapmak size, hayattaki tüm olasılıklara eşit mesafede durduğunuz bilincini kazandırır. Bu yönüyle meditasyon, biraz durup sakinleşmek ve yaşamı tüm unsurlarıyla kabul etmek açısından son derece faydalıdır.

4. Hayvanlarla haşır neşir olun

Bir hayvanı sevmek ya da onunla hayatı paylaşmanın insana kazandıracağı sayısız güzellik varıdr. Sabır, emek ve şefkat duygularınızı geliştirecek bu minikler, aynı zamanda bakteri ve alerjilere karşı direncinizi de yükseltirler.

5. Pozitif düşünün

Çünkü pozitif düşünmek diğer insanlarla ilişkilerinizi ve doğru karar verme yeteneğinizi korumanıza yardımcı olur.

6. Fiziksel aktivitenizi artırın

Hayatın temeli devinime dayalı olduğu için, doğayla daha uyumlu bir yaşam formu haline gelmek için hareketsizliğe savaş açın. Spor yapmak, gün içinde daha çok yürümek ya da dansa gitmek, tüm hormonlarınızı sizin lehinize çalıştırır ve melankolik ruh hallerinin önüne geçer.

7. Nezaketi elden bırakmayın

Yıldızınızın pek barışmadığı insanlara bile kibar davranın. Çevrenizdeki insanlara nezaket ve iyilikle yaklaşmak, uzun vadede bu duyguların dönüp size yansımasına neden olur.

8. Şarkı söyleyin

Duş alırken bile şarkı söyleyin! Çünkü şarkı söylemek hem neşenizi yerine getirir hem de vücudunuzda bulunan çeşitli enerji merkezlerine pozitif titreşimler göndermenize yardımcı olur.

9. İç huzuru için şükredin

İstediğiniz her şeye sahip olamasanız da sahip olduklarınız için şükretmeyi unutmayın. Çünkü şükretmek sizi daha mütevazı ve bilge kılar. Şükretmek aynı zamanda, hayatın kötü yanlarına yoğunlaşmaktansa, iyilik ve iç huzuru odaklı yaşamanın en iyi yoludur.

10. Kendinizi sevin

Kalbinizi açmanın en kestirme yolu, hiç kuşkusuz kendinizle barışık olmaktır. Kendinize karşı geliştirdiğiniz suçlama, pişmanlık ve güvensizlik gibi duygular zaman içinde başka insanlara ve hayatınızın akışına da yansır. Bu yüzden diyebiliriz ki, dünyaya güzel bir enerji yollamanın en temel adımı kendini olduğu gibi kabullenip sevebilmektir.

Kaynak : Zamanın Ötesi