Kalenderîler ve Fâtih Sultan Mehmed
NEDİR?

Kalenderilik Nedir? Kalenderiyye Nasıl Var Olmuştur?

 Fx ve Blue TV de gösterime giren Alef dizisi, poliseye gizemleri ile izleyicileri de içine çekiyor. 4. bölümü yayınlanan dizide Kalenderilik konusunun işlenmesi ve Üniversitede öğretim üyesi olan bir öğretmenin ve ailesinin kalenderilik hakkında bilgi sahibi olması alışılmışın dışında bir hikaye oldu.

Kalenderilik Akımının, Osmanlı Devleti ile ilişik olması beni Kalenderiyye Nedir? Kalenderilik Nedir? gibi soruları araştırmaya itti.

Hiç şüphesiz hepimiz tarihimizi, üzerinde bulunduğumuz coğrafyayı merak ediyoruz. Bazen oturup düşünüyoruz, şu üzerinde bulunduğumuz toprak,  ne hayatları barındırdı, bu Şehr-i İstanbul uğruna ne hayatlar son buldu.

Kimler kimler kuşattı da Fatih Sultan Mehmet ‘e yar oldu, şu koca İstanbul diye içimizden geçiyordur mutlaka. Sizlerinde bu yazıyı okuyor olduğunuzu düşündüğümüzde, tıpkı benim gibi bu konuyu merak ettiğinizi düşünüyorum. Ben tüm detayları araştırdım, inceledim.

Kalabalık ve gereksiz bilgiyi sizin için sentezleyerek Kalenderilik hakkında bir özet oluşturdum.

Kalenderi Dervişler
Kalenderi Dervişler

Kalender Nedir?

Kalender (Arapça: قلندر), mala, mülke ve şöhrete önem vermeyen, toplumdan önemli ölçüde kendilerini  soyutlayarak tecrit etmiş, kanaat anlayışına sahip, belirli bir tarikata bağlı olan yada olmayan Sufi dervişlerdir,

Sufi dervişlerine kalender de denilmektedir. Orta Asya, Hindistan ve Pakistan’da çoğunlukta oldukları görülür.

Lal Şahbaz Kalender, Bu Ali Şah Kalender ve Şems Ali Kalender gibi önemli kalender isimlere mutlaka rastlamışsınızdır.

Kalenderilik Nedir?

Kalenderilik, 10. yüzyılda İran’da, Horasan Melametiliği’nden kaynaklanan bir sufilik akımı olarak ortaya çıkan 12. yüzyılın sonunda Cemaleddin-i Savi adlı İranlı bir sufinin çabaları ile Orta Doğu’da ve Orta Asya’da geniş taraftar toplayan bir tasavvuf akımıdır.

Kalenderîlik ya da Kalender’îyye 0. yüzyılda İran’da, Horasan Melametiliği’nden kaynaklanan bir sufilik akımı olarak ortaya çıkan 12. yüzyılın sonunda Cemaleddin-i Savi adlı İranlı bir sufinin gayretiyle teşkilatlanarak Orta Doğu’da ve Orta Asya’da geniş taraftarlar toplayan bir tasavvuf akımıdır.

Kalenderîler, mala, mülke ve şöhrete önem vermeyen, toplumdan önemli ölçüde kendilerini tecrid etmiş, kanaat anlayışına sahip bir topluluktu.

Kalenderilik, yaşadığı toplumun nizamına karşı çıkararak dünyayı kaile almaya değer görmeyen ve bu düşünce tarzının günlük hayat ve davranışlarıyla da açığa vuran tasavvuf akımıdır.

Kalenderîlik söz konusu mistik temelini ve sosyal niteliğini tarihî akış içinde İslâm dünyasının çeşitli yerlerinde ve değişik zamanlarda yeni unsurlarla zenginleştirerek geliştirmiş ve hep muhalif bir çevre olarak süre gelmiştir.

"ZİKİR KALBİN ÇAĞRISIDIR."
“ZİKİR KALBİN ÇAĞRISIDIR.”

Kalenderiye Tarikatı Nedir?

Kalenderiye Tarikatı (fars. kalenderi’den, kalenderiyye) olarak geçiş yapmıştır. Din, dünya malına, gösterişe önem vermeyen bir islâm tarikatı olarak bilinmektedir. Kimin tarafından, ne amaçla kurulduğu kesin olarak bilinmemektedir.

Kalenderiye Tarikatını XII. yy. sonlarında şeyh Cemaleddin-i Sâvî’nin belli bir düzene koyduğu, genel kurallarını ortaya attığı ileri sürülür. Bazı kaynaklar da ise daha önce Ebu Hafs el-Haddad, Hamdûn-i Kassar, Ebu Said E-bülhayr gibi melâmi sofilerinin «her türlü kural ve bağlantıdan kopmuş, canının istediği gibi yaşayan, gösterişe, giyim kuşama önem vermeyen» anlamına gelen kalenderce yaşayışlarından dolayı bu adı aldığını ileri sürerler.

Kalenderilik ve Türkler Nasıl Müslüman Oldu?

Türkler nasıl müslüman olmuştur sorusu yıllar yılı talas savaşı sonrası toplu olarak islamiyete geçildiği şeklinde anlatıla gelmiştir. Türkler Araplardan değil farslardan islamiyeti öğrenmiştir.

İslamiyetin Türkler içerisinde yayılması sürecinde ise tarikatların ve tasavvufun önemli etkileri olmuştur. Ahmet Yesevi, Hacı Bektaşi Veli, Yusuf Hamedani gibi insanlar geniş Türk kitleleri içinde islamiyetin yayılmasını sağlamıştır.

Özellikle Anadoluda ve Türkiye’de islamiyet çeşitli yorumlarla çeşitli islami gruplarca yayılmıştır. Alevilik, yesevilik, nakşibendilik, kalenderilik gibi tasavvuf anlayışları islamiyetin göçebe türkler arasında yayılmasını sağlamıştır.

Müslüman türkler bu dönemden sonra türkmen olarak anılmışlardır.

Şeyhü’l-Ekber Muhyiddîn İbnü’l-Arabî
Şeyhü’l-Ekber Muhyiddîn İbnü’l-Arabî

Kalenderilik ve Kalenderi  Nasıl Oluşmuştur?

Kalenderiliğin Kökeni Nedir?

Hint ve Yunan felsefeleri ile Budist, Zerdüştî ve Maniheist düşüncelerin İslami çerçevede yorumlanması gibi farklı etkenler altında olan Bâyezid-i Bistâmî, Cüneyd-i Bağdadî ve Hallâc-ı Mansur gibi tasavvufçuların düşünme ve yaşama biçimlerinden ortaya çıkan,

Melamiliğin bir kolu olarak şekillenen bir tasavvufi düşünce, tarikat ve yaşama biçimi olarak nitelendirilmiştir kalenderilik.

Melâmetîlik,  Arap asıllı olmayan Müslümanları asil ve asıl Müslüman olarak görmeyen ve onlara “mevali” nazarı ile bakan Emevilere tepki olarak Mevali tabakasına mensup esnaf kesiminin mistik hareketi olarak ortaya çıkmıştır.
 Kalenderîler Abdâlân-ı Rûm yahut Rum Abdalları adıyla da anılmıştır, mala mülke ve şöhrete önem vermeyen, toplumdan kendilerini tecrid eden kanaat anlayışına sahip bir topluluk olmuşlardır.
Hayat tarzları ve dış görünüşleri ile gezgin Budist, Zerdüşti ve Maniheist rahiplere benzeyen “Şâh-ı Merdan aşkına!”  demekten hoşlanan;  Haydarîler,  Camiler, Şemsîler, Nîmetullâhî ve Torlaklara verilen genel bir isimdir.

Kalenderilik tasavvufi bir itikattır.

Kalenderîlik zühd ve takvâya değil de cezbeye önem veren yaşama bağlı, sosyal adaletsizliklere duyarlı, kaybedecek bir şeyi olmadığı için gördüğü yanlışları eleştirmekten çekinmeyen İslâmi tasavvuf inancına sahip bir itikat olarak ortaya çıkmış ve benimsenmiştir.
Dünya nimetlerine tamaah etmemek anlamına gelen “fakr” ve insanlardan uzak, bekâr bir yaşam sürmek demek olan “tecerrüd,”  ilkelerine sahip olan kalenderiler, bu niteliklerin insanı olgunlaştıracağını düşünmüşlerdir.
Bir simge olarak seçilen “Kalender” kelimesi de, “kaf” harfi “kana‘at”i, “lam” harfi “lutf”u, “nun” harfi “nedameti”, “dal” harfi “delalet”i, “ra” harfi de “rü’yet”i temsil ediyordu.
Bir acaip derde düştüm herkes gider karına
Bu gün buldum bu gün yerim Hak getirsin yarına
Zerrece tamahım yoktur bu dünyanın varına
Rızkımı veren Hüda’dır kula minnet eylemem  
    Kul Nesimi
KALENDERİYYE
KALENDERİYYE

KALENDERİYYE

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
Yarasa Yemekleri, Virüs ve Çin Halkı
Yeni Koronavirüsü COV-2 Yarasalardan İnsanlara Nasıl Geçti?

Yeni tip koronavirüsü COV-2 yarasalar aracılığı ile insanlara nasıl geçti? Peki bu virüs madem yarasalardan insanlara geçti, şimdiye kadar hiç...

Kapat