Haydarilik Nedir? Haydarîlik Tarikati Hakkında

Seyyid Kutbeddin Hayderî Zâveî
Seyyid Kutbeddin Hayderî Zâveî

Haydarîlik tarikâtı; Kutb’ûd-Dîn Haydar tarafından Kalenderîlik ile Yesevîlik tarikâtının Ekberî sufi düşünce tarzı altında harmanlanarak birleştirilmesi ile kurulmuş bir tasavvuf yoludur.

Haydarî dervişlerinin bıyıkları dudaklarını örtmekte, at sineğine benzeyen yüzlerinde sülük gibi uzanan bıyık uçları çenelerine indikten sonra kıvrılarak kulak dibine kadar uzanmaktadır. Başlarında bir tutam saç, kulaklarında kalaydan bir küpe, boyunlarında tavk-ı Haydarî denilen demir halka, ayaklarında zincir vardır.

Yanlarında bir çan asılı olup raksettikleri zaman acayip sesler çıkarır, yarı çıplak dolaşırlar. Haydarîler’in kılık ve kıyafetlerinin yorumunu yapan Vâhidî bunların her birinin simgesel bir değeri olduğunu belirtir.

HAYDARÎLİK

XVII. yüzyılda Seyyid Kutbeddin Hayderî Zâveî tarafından kurulduğu söylenen, çoğu kollarına ve bellerine halkalar ve çıngırdaklar takarak Anadolu ve Rumeli yörelerinde gezici derviş olarak yaşayan, her türlü kayıttan ve dünya bağlarından sıyrılıp aşkı Tanrı’ya ve ölümsüzlüğe ulaşmanın tek yolu olarak gören Melâmiye kolu: Anadolu’ya sâdece Yesevî ocağına bağlı muntazam Türkmen dervişleri değil Horasan melâmetiyesinin ürünleri olan Kalenderîlik, Haydarîlik gibi Sünnî mutasavvıfların şiddetle karşı çıktıkları tarîkatların müntesipleri ile (…) bir iş ve toprak sâhibi olmak için yollara düşmüş tufeylî denebilecek gezginci topluluklar da gelmişti (Rûhi Fığlalı)

«Kalenderiler SuriyeIrak ve Mısır‘da XIII-XV. yüzyıllarda oldukça kalabalık bir topluluk olarak mevcudiyetlerini korumuşlardı. KalenderiyyeCavlakiyye (veya Cevâlika) ve Müvellihe adı altında tanınıyorlardı. Ancak daha Cemalü’d-Din-i Savi’nin ölümünden fazla bir zaman geçmeden, kendi içlerinde parçalanmaya başlayarak Harîriyye, yahut meşhur Türk Şeyhi Kutbu’d-Dîn Haydar’a nisbet edilen Haydariyye gibi birtakım kollara ayrılan Kalenderilik, aşağıda görüleceği gibi, daha sonraki yüzyıllarda da başka şubeler doğuracaktır.» (s. 37)

«Cemalü’d-Dîn-i Savi‘nin, İran gibi, Melametîliğin ve Kalenderîliğin ana vatanı denebilecek bir ülkede doğup yetişmiş olmasına rağmen, tarikatının yerleşmesi için orasını tercih etmemesi dikkat çekiyor. Buna rağmen İran, Kalenderiliğin kaydettiği gelişmeden hiç bir zaman vareste kalmadı. Hatta belki de Kalenderî zümreler içinde en fazla tarikat şeklinde yapılanmalar bu ülkede görüldü. Nitekim, Orta Doğu dahil, Kalenderiliğin İslam dünyasının hemen her tarafına en fazla yayılan, en uzun ömürlü kolları, XIII, XIV. ve XV. yüzyıllar boyunca İran’da ortaya çıkmıştır. Bunlar arasında, XIII. yüzyıldan itibaren Anadolu’ya nüfuz eden ve XVII. yüzyıl sonlarına kadar Osmanlı topraklarında varlığını koruyan Haydarîlik, Camilik ve Nimetullahilik’i sayabiliriz.» (ss. 37-38)

Haydari Dervişleri

Haydari Dervişleri

HAYDARÎ – HAYDARİYE – HAYDERÎ – HAYDERİYE

(Hz. Ali’nin lakabı Ḥaydar ve nispet eki -і ve -iyye ile ḥaydarі – ḥaydariyye) Bilhassa dervişler tarafından hırka altına giyilen yakasız, kolsuz, omuz başları 7–8 santimlik bir kulak şeklinde omuzları örten, abâ veya çuhadan hırka: Sokaklar hıncahınç. Kürklü, paltolu (…) hırkalı, haydariyeli, cübbeliler arasında makferlanlı, pardesülü birtakım halk (Ahmet Râsim). Kolsuz olduğu için abdest alınırken sırttan çıkarılmazdı. Derviş kârı olan haydariye halk tarafından da giyilegelmiştir (Reşat E. Koçu). Dolaşır evde ihtiyar vâri / Uzun bir entâri / Yakasız haydariye sırtında (Orhan S. Orhon).

Haydarilik Tarikatı ve Haydariyye

Haydariyye tarikatının kurucusu olarak kabul edilen Kutbüddin Haydar’ın müridleri genellikle rind ve kalendermeşrep kişilerdi. Bu temayüldeki dervişlerin bir kısmı Cemâleddîn-i Sâvî’ye (ö. 630/1232-33) bağlanarak Cevlekıyye diye bilinen tarikatı meydana getirirken aynı meşrepte olup Horasan bölgesinde yaşayan dervişler Haydariyye (Haydariyân) tarikatını oluşturmuşlardır. Kazvin yakınlarındaki Sâve’de doğup Suriye’de faaliyet gösteren Cemâleddîn-i Sâvî ile Kutbüddin Haydar arasında herhangi bir yakınlık bulunmadığı halde yaşama tarzlarının birbirine benzemesi sebebiyle biri Kalenderiyye’nin Haydariyye, diğeri de Cevlekıyye kolunun kurucusu olarak kabul edilmiştir.

Kutbüddin Haydar ve dervişleri hakkında bilgi veren kaynaklar Haydar’ın sakallarını kesip bıyıklarını bıraktığını, Haydarî dervişlerin ise kulaklarına, bileklerine, boyunlarına, ayaklarına, hatta cinsiyet organlarına demir halkalar taktıklarını, bunların yersiz yurtsuz gezginci dervişler olduklarını, yalınayak dolaştıklarını, sırtlarına keçeden yapılmış bir abâ, başlarına keçe külâh giydiklerini bildirir. Bu dervişlerden bazıları daha sonraki dönemlerde esrar gibi uyuşturucu maddeler de kullanmışlardır. Cevlekīler adı da verilen Kalenderler’de çârdarb (saç, sakal, kaş ve bıyıkları tıraş etme) esas olduğu halde Haydarîler bıyıklarını kesmemek suretiyle onlardan ayrılırlardı. Kutbüddin Haydar ve dervişleri, melâmet ehlinde de görülen bazı garip söz ve davranışlarının dışında diğer Sünnî tarikatlara mensup dervişlerden farklı değillerdi.

Haydarîler, kısa zamanda İran’ın diğer bölgeleriyle Türkistan, Hindistan ve Anadolu’ya kadar çok geniş bir alana yayılmışlardı. Nizâmeddin Evliyâ’nın (ö. 725/1325) Fevâʾidü’l-fuʾâd adlı menâkıbnâmesinde o çağda Hindistan’da Haydarî dervişlerin bulunduğu anlatılmaktadır. 929’da (1523) yazdığı Menâkıb-ı Hoca-i Cihân ve Netîce-i Cân adlı eserinin Haydariyye’ye ayırdığı bölümünde, o dönemde Anadolu’da bulunan Haydarî dervişlerini genişçe tasvir eden Vâhidî’nin verdiği bilgiye göre Haydarî dervişlerinin bıyıkları dudaklarını örtmekte, at sineğine benzeyen yüzlerinde sülük gibi uzanan bıyık uçları çenelerine indikten sonra kıvrılarak kulak dibine kadar uzanmaktadır. Başlarında bir tutam saç, kulaklarında kalaydan bir küpe, boyunlarında tavk-ı Haydarî denilen demir halka, ayaklarında zincir vardır.

HAYDARÎ – HAYDARİYE – HAYDERÎ – HAYDERİYE

HAYDARÎ – HAYDARİYE – HAYDERÎ – HAYDERİYE

Yanlarında bir çan asılı olup raksettikleri zaman acayip sesler çıkarır, yarı çıplak dolaşırlar. Haydarîler’in kılık ve kıyafetlerinin yorumunu yapan Vâhidî bunların her birinin simgesel bir değeri olduğunu belirtir. Tecerrüd ehli olduklarını söyleyen Haydarîler’in boyunlarındaki halka Haydar’ın (Hz. Ali veya Kutbüddin Haydar) kulu olduklarına, başlarındaki bir tutam saç, rakibini mağlûp eden bir pehlivan gibi nefislerini yenmiş olduklarına, kulaklarındaki halka (küpe) her söze kulak vermediklerine, ayaklarındaki zincir bâtıl yolda yürümediklerine, cinsiyet organlarına taktıkları halka iffetli olduklarına işarettir.

Açlıkla nefislerini karınca haline getirdiklerini söyleyen Haydarîler yüzü ayna gibi kabul ettikleri için sakallarını tıraş eder, fakat Haydar bıyıklı olduğu için bıyıklarını kesmezler. Yanlarına astıkları küçük çanlar dervişlerin birbirinden uzak düşmemeleri ve aralarındaki irtibatı korumaları içindir. Diğer tarikat mensuplarının namaz kılmalarına, oruç tutmalarına ve evrâd okumalarına karşılık Haydarîler niyazla meşgul olduklarını, cehennem azabı akla gelince de Allah’ın affına ve lutfuna güvendiklerini söylerler.

Haydarîliğin Horasan’da ortaya çıkışından üç asır sonra Vâhidî’nin Anadolu’da gördüğü Haydarîler şüphesiz Haydarîliğin değişime uğramış ve bozulmuş bir şeklini temsil ediyorlardı. Bunların, genellikle köylerde ve şehirlerin kenar mahallerinde vakit geçirdikleri, belde belde dolaştıkları, yollarda rastladıkları zengin yolcuları soydukları, bazan öldürdükleri, hatta birtakım sapık ilişkileri âdet edindikleri kaynaklarda kaydedilmekle beraber Haydarîler’le öbür tarikat mensupları arasında çatışmaların çıktığına dair elde bir belge yoktur. Bu da bahsedilen kötü âdetlerin yaygın olmadığını gösterir.

Seyyid Kutbeddin Hayderî Zâveî

Şiîliğin İran’da yaygınlaştığı yıllarda Haydarîler halkın kendilerine iyi gözle bakmadığını ve faaliyetlerinin zorlaştığını görünce Şiîliğe meyletmişler, bu da onların İmam Mûsâ el-Kâzım’ın soyundan gelen Kutbüddin Haydar-ı Tûnî’nin (ö. 830/1426) müridleriyle karıştırılmasına sebep olmuştur. Ancak bu durum sadece İran’daki Haydarîler için söz konusudur. Başta Tebriz olmak üzere İran’ın birçok şehir ve kasabasında Şiî Haydarîler’le Sünnî Ni’metullāhîler arasında Safevîler zamanında başlayan kavgalar ve çekişmeler Kaçarlar’ın son dönemine kadar sürmüştür.

Bu kavgalar, özellikle âşûrâ gününde ve on muharrem gibi Şiîler’ce âyinler düzenlenen günlerde şiddetlenirdi. Safevîler’in genel olarak tarikatlara ve mutasavvıflara karşı olmaları Haydarîler’in takibata uğramasına sebep olmuştur. Şah Abbas günah sayılan kötü işlerle meşgul olduklarını ileri sürüp Haydarîler’in Tebriz’deki tekkesini kapatmıştı.

Haydariyye, Anadolu’da XV. yüzyıldan sonra Şemsîler, Câmîler, Edhemîler ve Rum abdalları gibi kendilerine benzeyen diğer tasavvufî zümrelerle birlikte sosyal hayattan silinmiş, bazı gelenekleri Bektaşîliğin içinde devam etmiştir. Kutbüddin Haydar, sonradan Türbet-i Haydariyye (Türbet-i Haydarî) adını alan Zâve’deki zâviyesinde uzun süre faaliyet gösterdiği halde genellikle vakitlerini seyahatle geçiren Haydarî dervişlerinin zâviye ve hankahları olmamıştır.

Kaynak: Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi

Devamını oku:
Gaslighting
Pansiyon Fiyatına Otelde Konaklama Fırsatı

İstanbul Anadolu yakasında yer alan ilçeler genelinde otel hizmetleri alabileceğiniz, profesyonel otel hizmetleri kapsamında konforlu ve hijyenik odalarda ekonomik bir...

Kapat