Mavi Kurt - Dişi Kurt Efsanesi
MİTOLOJİ

Dişi Kurt Destanı

Dişi Kurt Mitolojisi

Bozkurt Destanı ve Ergenekon Destanı, Büyük Türk Destanı’nın bir parçası olan Dişi Kurt, Gök Türkler çağını konu edinir ve türklerin bir dişi kurttan türediği kabul edilir. Ergenekon Destanı, Bozkurt Destanı’nın ana konusu üzerine kurulmuş olup, bu destanın anonim olarak yayıldığını söyleyebiliriz. Bozkurt Destanı ile kaynağını var oluşunu belirleyen Türk soyu, Ergenekon Destanı ile güçlenmiş, yayılmıştır. Çin kaynaklarına göre Bozkurt Destanı’nın bittiği yerde, Ergenekon Destanı başlar. Bozkurt Destanı’nın devamı, Ergenekon Destanı’dır.

Bozkurt Destanı, Çin kaynaklarında önemli bir yer almıştır ve iki farklı söyleşi biçiminde anlatılmaktadır.

Bozkurt Destanına Göre Dişi Kurt 1.nci Söyleşi

Hunların Aşina adındaki Türk boyu Hazar Denizinin batı taraflarında yerleşmiştir. Burada kurdukları çadır hayatında yaşayışlarını sürdürüyorken ansızın bir düşman saldırısına uğrarlar, baskının sonunda kimse sağ kalmaz. Ancak küçük bir çoçuk bu saldırıda sağ kalmıştır. Saldırıyı gerçekleştiren düşman askerleri tarafından fark edilen çoçuk, sıska ve çelimsiz küçük bir çoçuk olduğu için kimse ona aldırmamış hatta içlerinden çoçuğa acıyanlar bile çıkmış. Ancak düşman yine de her ihtimali düşünüp, çoçuğu öldürmek yerine kolunu bacağını keserek yarı ölü hâle getirdikleri çocuğu alıp bataklıkta bir sazlığa attılar; bırakıp gittiler.

O sırada, nereden çıktığı bilinmeyen bir dişi kurt görüldü, geldi, çocuğu emzirdi. Yaralarını yalayıp iyi etti. O günden sonra, avlanıp getirdiği besinlerle çocuğu besleyip büyüttü, gücünü kuvvetini arttırdı. Günler geçtikçe Bozkurt’un beslediği küçük çocuk dirileşti, gürbüzleşti.

Bir süre sonra, baskın yapıp Aşina soyunu yok eden düşman kumandanı, kolunu bacağını keserek sazlığa attıkları çocuğun yaşadığını öğrendi. Adamlarını gönderip durumu kontrol etmek istedi, sağ kaldı ise öldürmelerini emretti.

Düşman kumandanının gönderdiği askerler kolu bacağı kesik çoçuğu buldu, ancak çoçuğun yanında bir dişi kurt olduğunu gördüler. Dişi Kurt yaradılışı gereği tehlikeyi sezmişti, dişleriyle çoçuğu yakaladığı gibi nehrin diğer tarafına geçti; orada da durmayıp Altay Dağlarına doğru ilerledi. Altay Dağlarına vardığında her yanı yüksek dağlarla çevrili yaylada bir mağaraya gizlendi, onunla evlendi; on oğlan doğurdu!

Mağaranın bulunduğu dağ yaylası çayır-çimen yeşillikti; serin gür suları, meyve ağaçları, av hayvanları vardı. Oğlanlar orada büyüdüler, orada evlendiler. Her birinden bir boy türedi. Bunlardan birinin adı da Asine boyu idi.

Asine, kardeşlerinin içinde en akıllı, en gözü pek, en yiğit olanı idi. Bu yüzden Türk Hakanı o oldu.

Genç Hakan Soyunu unutmadı. çadırının önüne her zaman, tepesinde bir kurt başı bulunan bir tuğ dikti.

Aradan çok yıllar geçti. Aşina boyuna Asençe adlı bir başka yiğit hakan oldu. Bunun zamanında ise Aşine boyu, bulundukları yerden çıkıp daha güzel yurtlara yerleştiler.

Bozkurt Destanına Göre - Dişi Bozkurt
Bozkurt Destanına Göre – Dişi Bozkurt

Bozkurt Destanına Göre Dişi Kurt 2.nci Söyleşi

Hun ülkesinin kuzeyinde SO adında bir ülke yer almaktadır. Burada, Hunlar ile aynı soydan olan Gök Türkler otururdu. Bir gün Göktürkler SO ülkesinden ayrıldılar. Bu sırada başlarında Kağan Pu adlı bir yiğit vardı. Kağan Pu’nun on altı kardeşi bulunuyordu. On altı kardeşten birinin annesi bir kurttu.

Annesi Göktürklerce en kutsal yaratıklardan biri olarak bilinen ve böyle kabul edilen bir kurt olduğu için delikanlının, rüzgârlara ve yağmura söz geçirebilmek gibi bir kudreti vardı, bu iki fantastik kuvveti buyruğu altında tutardı.

Bununla beraber, SO ülkesindeki yurtlarından ayrılan Göktürkler düşmanlarının saldırısına uğradılar.

Bu saldırıda düşmanlar bütün Gök Türkleri yok ettikleri gibi on altı kardeşten sadece birisi kurtulabildi. Kurtulan delikanlı annesi kurt olandı.

Bu delikanlının da, birisi yaz diğeri de kış ilâhının kızı olan iki karısı vardı. Saldırıdan sonra her ikisinden ikişer oğlu oldu. Zamanla kalabalıklaşıp çoğaldılar, çocuklardan en büyüğünü kendilerine Hakan seçtiler; o zamanki adı Göktürk dilinde değildi. Hakan seçilir seçilmez Göktürkçe olmayan bu adını bıraktı ve “TÜRK” adını aldı.

Ondan sonra Türk on kadınla evlendi, birçok çocukları oldu. İçlerinden Asena adını taşıyan biri hakanlık tahtına geçince boyun adı da Aşina oldu.

Ergenekon Destanına Göre Dişi Kurt

Türklerin var olduğu yerde Türk oku ötmeyen, Türk kolu yetmeyen, Türk’e boyun eğmeyen bir coğrafya yoktu. Bu durum yabancı kavimleri hasetlendirip, kıskandırıyordu. Yabancı kavimler birleştiler, Türklerin üzerine saldırılar düzenlediler. Bunun üzerine Türkler çadırlarını, sürülerini bir araya toplayarak; çevrelerine hendek kazıp beklediler. Düşman gelince çarpışma da başladı. On gün kadar savaştılar. Çarpışma sonucunda Türkler galip geldi.

Bu yenilgileri üzerine düşman kavimlerin hanları, beyleri av yerinde bir araya gelip konuştular.

Dediler ki: “-Türkler’e hile yapmazsak halimiz yaman olur!”

Tan ağardığında, saldırıya uğramış gibi, ağırlıklarını bırakıp kaçtılar. Türkler, “Bunların gücü tükendi, kaçıyorlar deyip artlarına düştüler. Düşman, Türkler’i görünce birden döndü. Çarpışma başladı. Türkler yenildi. Düşman, Türkler’in bir çoğunu öldüre öldüre çadırlarına kadar ilerledi. Çadırlarını, mallarını öyle bir yağmaladılar ki tek kara kıl çadır bile kalmadı. Büyüklerin hepsini kılıçtan geçirdiler, küçükleri tutsak ettiler.

Ergenekon Destanı Dişi Kurt
Ergenekon Destanı Dişi Kurt

O çağda Türklerin başında İl Kağan vardı. İl Kağan’ın da birçok oğlu vardı. Ancak, bu çarpışmada biri dışında tüm çocukları öldü. Kayı (Kayan) adlı bu oğlunu o yıl evlendirmişti. İl Kağan’ın bir de Tokuz Oğuz (Dokuz Oğuz) adlı bir yeğeni vardı; o da sağ kalmıştı. Kayı ile Tokuz Oğuz tutsak olmuşlardı. On gün sonra ikisi de eşlerini alıp, atlarına atlayarak kaçtılar. Türk yurduna döndüler. Burada düşmandan kaçıp gelen develer, atlar, öküzler, koyunları buldular. Oturup düşündüler: Dört bir yanı düşmanla dolu, dağların içinde kişi yolu düşmez bir yer izleyip yurt tutalım, oturalım. Sürülerini alıp dağa doğru göç ettiler.

Geldikleri yoldan başka yolu olmayan bir yere vardılar. Bu tek yol da öylesine sarp bir yoldu ki deve olsun, at olsun güçlükle yürürdü; ayağını yanlış yere bassa, yuvarlanıp paramparça olurdu.

Türklerin vardıkları ülkede akarsular, kaynaklar, türlü bitkiler, yemişler, avlar vardı. Böyle bir yeri görünce, ulu tanrı’ya şükrettiler. Kışın hayvanlarının etini yediler, yazın sütünü içtiler. Derisini giydiler. Bu ülkeye Ergenekon adını verdiler.

Zaman geçti, çağlar aktı; Kayı ile Tokuz Oğuz’un birçok çocukları oldu. Kayı’nın çok çocuğu oldu, Tokuz Oğuz’un daha az oldu. Kayı’dan olma çocuklara Kayat dediler. Tokuz’dan olma çocukların bir bölümüne Tokuzlar dediler, bir bölümüne de Türülken. Yıllar yılı bu iki yiğidin çocukları Ergenekon’da kaldılar; çoğaldılar, çoğaldılar, çoğaldılar. Aradan tam dört yüz yıl geçti.

Dört yüz yıl sonra kendileri ve süreleri o denli çoğaldı ki Ergenekon’a sığamaz oldular. Çare bulmak için kurultay topladılar. Dediler ki: Atalarımızdan işittik; Ergenekon dışında geniş ülkeler, güzel yurtla varmış. Bizim yurdumuz da eskiden o yerlerde imiş. Dağların arasını araştırıp yol bulalım. Göçüp Ergenekon’dan çıkalım. Ergenekon dışında kim bize dost olursa biz de onunla dost olalım, kim bize düşman olursa biz de onunla düşman olalım.

Demir dağ kızdı, eridi, akıverdi
Demir dağ kızdı, eridi, akıverdi

Türkler, kurultayın bu kararı üzerine, Ergenekon’dan çıkmak için yol aradılar ancak bulamadılar. O zaman bir demirci dedi ki: Bu dağda bir demir madeni var. Yalın kat demire benzer. Demirini eritsek, belki dağ bize geçit verir. Gidip demir madenini gördüler. Dağın geniş yerine bir kat odun, bir kat kömür dizdiler. Dağın altını, üstünü, yanını, yönünü odun-kömürle doldurdular. Yetmiş deriden yetmiş büyük körük yapıp, yetmiş yere koydular. Odun kömürü ateşleyip körüklediler. Tanrı’nın yardımıyla demir dağ kızdı, eridi, akıverdi. Bir yüklü deve çıkacak denli yol oldu.

Sonra gök yeleli bir Bozkurt çıktı ortaya; nereden geldiği bilinmeyen. Bozkurt geldi, Türk’ün önünde dikildi, durdu. Herkes anladı ki yolu o gösterecek. Bozkurt yürüdü; ardından da Türk milleti ve Türkler, Bozkurt’un önderliğinde, o kutsal yılın, kutsal ayının, kutsal gününde Ergenekon’dan çıktılar.

Türkler o günü, o saati iyi bellediler. Bu kutsal gün, Türklerin bayramı oldu. Her yıl o gün büyük törenler yapılır. Bir parça demir ateşte kızdırılır. Bu demiri önce Türk kağanı kıskaçla tutup örse koyar, çekiçle döver. Sonra öteki Türk beyleri de aynı işi yaparak bayramı kutlarlar.

Ergenekon’dan çıktıklarında Türklerin kağanı, Kayı Han soyundan gelen Börteçine (Bozkurt) idi. Börteçine bütün illere elçiler gönderdi; Türklerin Ergenekon’dan çıktıklarını bildirdi. Ta ki, eskisi gibi, bütün iller Türklerin buyruğu altına girene kadar. Bunu kimi iyi karşıladı, Börteçine’yi Kağan bildi; kimi iyi karşılamadı, karşı çıktı. Karşı çıkanların hepsi ile savaşıldı ve Türkler hepsini yendiler. Türk Devleti’ni dünyanın dört bir yana egemen kıldılar.

Antik Roma’nın Kuruluş Efsanesine Göre Dişi Kurt

İnanışa göre 21 Nisan 753 gününde Romulus ve ikiz erkek kardeşi Remus, yetim bebekler iken bir dişi kurt tarafından emzirildikleri yerde Roma şehrini kurdular. Romulus ve Remus efsanesinin, MÖ 4. yüzyılda ilk çeyreği gibi bir zamanda ortaya çıktığı iddia edilmektedir. Roma’nın tam kuruluş günü ise Romalı Bilgin Marcus Terentius Varro tarafından MÖ 1. yüzyılda kesinleştirilmiştir.

Efsaneye göre Romulus ve Remus, Alba Longa’nın Kralı Numitor’ın kızı Silvia Rhea’nın oğullarıydı. Alba Longa, sonradan Roma olacak bölgenin güneydoğusundaki Alba Tepeleri’nde bulunan efsanevi bir şehirdi. İkizlerin doğumundan önce, Numitor’un küçük kardeşi olan Amulius onu tahttan indirmiş ve Numitor’ın kızı Rhea’yı da tahta rakip aday doğurmaması için bir rahibe olmaya zorlamıştır. Fakat Rhea daha önceden Savaş Tanrısı Mars’tan hamile kalmış ve Romus ve Remulus’u doğurmuştur. Amulius iki kardeşin Tiber nehrinde boğdurulmalarını emretmiştir. Fakat çocuklar kurtulmuş ve Palatine tepesinin eteklerinde bulunan bir kıyıya vurmuştur. Burada da çoban Faustulus tarafından bulunana kadar bir dişi kurt tarafından emzirilmiş ve bakılmıştır.

Antik Roma Destanına Göre Dişi Kurt
Antik Roma Destanına Göre Dişi Kurt

Faustulus ve eşi tarafından büyütülen ikizler daha sonra genç bir çoban savaşçı grubunun lideri oldular. Gerçek kimliklerini öğrendikten sonra kardeşler Alba Longa’ya saldırdı, hain Amulius’u öldürdü ve dedelerini tekrar tahta çıkardı. İkizler daha sonra, çocukken kurtarıldıkları yerde bir şehir kurmaya karar verdi. Fakat kısa zaman içinde önemsiz bir tartışmaya girdiler ve Remus kardeşi tarafından öldürüldü. Romulus da kurdukları yerleşimin lideri oldu ve şehir onun ardından “Roma” ismini aldı.

Bu yeni şehrin iskan edilmesi için Romulus kaçaklara ve sürgün edilmiş insanlara sığınaklar sundu. Fakat Roma’da hiç kadın yoktu. Bu yüzden Romulus komşu Sabine’leri bir festivale davet ettikten sonra kadınlarını kaçırdı. Bu olayın hemen ardından bir savaş çıktı, fakat Sabine kadınları, Sabine erkeklerinin Roma’yı ele geçirmesini engelledi. Bir barış antlaşması yapıldı ve iki topluluk Romulus’un ve Sabine Kralı Titus Tatius’un hakimiyeti altında birleşerek bir araya geldi. Romulus’un neden olduğu, Tatius’un erken ölümü, Romalı’nın yine tek kral olmasını sağladı.

Uzun ve başarılı bir hükümden sonra Romulus nedeni bilinmeyen sebeplerden ötürü öldü. Ölüm nedeni hala günümüzde tartışma konusu olarak sürekli gün yüzüne çıkmaktadır. Birçok Romalı tarafından Romulus ‘ûn bir tanrıya dönüştürüldüğüne inanılmaktadır ve bu inanışa göre tanrı Quirinus olarak kabul edilip tapılmaktadır. Romulus’tan sonra Roma’da 6 kral daha oldu. Bunların son 3’ünün Etrüsklü olduğu söylenmektedir. Yaklaşık MÖ 509 yılında da Roma Cumhuriyeti kuruldu.

Antik Yunan’da Bahsedilen Kuruluş Efsanesi

Kökenleri Antik Yunanistan’dan gelen başka bir Roma Kuruluş Efsanesine göre mitolojik bir Troyalı olan Aeneas’ın Lavinium şehrini kurması üzerine, birkaç yüzyıl sonrasında Romus ve Remulus’n doğumuna neden olacak bir hanedanın kuruluşu anlatılmaktadır. MÖ 8. yüzyıla tarihlenen ve büyük ihtimalle Homeros’un eseri olan İlyada’da, Aenas, Yunanlıların yok ettiği Troya’dan kurtulabilen tek önemli Troya kahramanıydı. Aeneas ve onun soyundan gelenlerin Troyalılara hükmettiğini anlatan bir bölüm olsa da, Troya’da böyle bir hanedana dair kayıt olmaması, Yunan tarihçilerin, Aeneas ve takipçilerinin başka bir yere gittiğini düşünmesine neden olmuştur.

Yunanlılara Göre Roma Dişi Kurt Efsanesi
Yunanlılara Göre Roma Dişi Kurt Efsanesi

MÖ 5. yüzyılda bazı Yunan tarihçilerine göre Aeneas’ın o zamanlar hala küçük bir şehir devleti olan Roma’da yerleştiği tahmininde bulundu. MÖ 4. Yüzyılda Roma, İtalyan yarımadası içerisinde genişlemeye başlamıştır. Yunanlılarla daha fazla iletişime geçmeye başlayan Antik Yunan halkı, Aeneas’ın şehirlerinin kuruluşunda bir rolü olduğu iddiasını ortaya atmıştır. MÖ 1. Yüzyılda Romalı şair Vergilius, Aeneas efsanesini, Aeneas’ın Roma’ya yolculuğunu yazdığı epik şiir olan Aeneid’de daha da geliştirmiştir. İlk imparator olan ve Vergilius’un döneminde de İmparator olan Augustus ile, büyük amcası ve selefi olan Jül Sezar’ın, Aeneas’ın soyundan geldiği iddia edilmektedir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Devamını oku:
Ev Yapımı Doğal Dezenfektan Hazırlama
Evde Doğal Dezenfektan Yapmak

Evde Doğal Dezenfektan Nasıl Yapılır? Dünyaya korku salan ve tüm dünyada çok fazla can kaybına sebep olan korona virüs tehlikesinin...

Kapat